İnsan ve YaşamKültür-Sanat

Transcendent Man

Transcendent Man

Transcendent Man

Transcendence;Aşkınlık Yada Singularity ;Tekillik

Yıl 2009
Tür Belgesel
Yönetmen Robert Barry Ptolemy
Müzik Philip Glass
Görüntü Yönetmeni Shawn Dufraine
Süre (dk.) 83 Dk.

Bilim kurgu eserlerine az çok ilgi gösterenlerin dimağında zamanla belli kelimeler yer edinir. Yapay zeka, cyborg, sibernetik, tekillik (singularity), nanoteknoloji… örnekler daha da çoğaltılabilir. Tnmscendence ise alışık olduğumuz terimlerden biri olmayışıyla dikkat çekiyor. Sözlük anlamı olarak üstünlük, anlamna anlamlarına gelen bu kelime, dini literatürde “Kıyam bi-nefsihi” ve felsefi literatürde “Aristoteles’in kategorilerinin aşılması” gibi kavramlara karşılık geliyor. Filme neden bu ismin verildiğim ise baş kahramanımızın şu sözlerine kulak verdiğimizde anlıyoruz:
“Bir kez çevrimiçi olursa hisli bir makine biyolojinin limitlerini kolayca aşabilir. Ve hsa bir sûre içinde, analitik gücü dünya tarihinde doğmuş tüm insanların kolektif beyninden daha iyi hale gelir.

Şimdi böyle bir varhğın olduğunu hayal edin, insan duygularıyla dolu olduğunu. Öz farlandalığımın olduğunu. Bazı bilim adamları, bundan “singularity” (tekillik) olarak söz ediyor. Ben ise “transcendence’ (aşkınlık) diyorum.”

 

Dr. Will Caster

Dr. Will Caster ile eşi Evelyn Caster, ABD’deki en nitelikli  yapay zeka laboratuarlarından birinin sahipleridir. PINN (physıcally independent neural network / fiziksel olarak bağımsız sinir ağı) adını verdikleri yapay zeka öz farkındalık (selfawareness) ikilemini çözmek üzere tasarlanmıştır. Dr. Will Caster bu konuyla ilgili verdiği bir konferanstan sonra terörist bir gurubun saldırısına uğrar ve yaralanır. Eş zamanlı olarak bütün araştırmacılarına saldın düzenleyen bu grubun öldürüğü araştırmacılardan biri olan Dr. Thomas Casey, son çalışmalarında öz farkındalık ikilemine bir çözüm bulmuştur. Casey’in dosyaları, Dr. Caster’a yollanır. Fakat Dr. Will Caster çalışmya başlayamadan durumu giderek kötüleşir sonradan anlaşılır ki merminin üzerine Polonyum (radyoaktif bir element) sürülmüştür.

Birkaç hafta içinde ölecek olan Dr. Casterim eşi Evelyn, Case/nin bulduğu çözümle Dr. Caster’m zihnini yapay zekaya bir şarkı, bir film yükler gibi yükleyerek eşini hayata tutundurmanın bir yolu olduğunu düşünmektedir.

Evelyn, dostları olan nörobilim profesörü Dr.Max Vaters ile birlikte Dr. Caster’in beyin aktivitelerini elektrotlar aracığıyla PINNe yükler ve kısa süre sonra Dr. Caster vefat eder. Önce başarısız olduklarını ve bilgisayarı kapatmaları gerektiğini düşünseler de sonrasında bir sinyal alırlar:
“Is anyone there (Orada kimse var mı?)“

 

Dr. Caster ile bağlantı kurabilmenin verdiği sevinçle Evelyn yaptıkları şeyin yol açabileceği sonuçlan düşünmezken Dr. Max Vaters iletişim kurduklan şeyin Dr. Caster olup olmadığını sorgular ve oradan aynlır. Diğer araştırmacılar ve devlet yetkilileri bunu, tüm dünyayı hatta evreni etkieyebilecek bir tehdit olarak görürler.Ancak Dr. Caster’in zihni(?) çevrimiçi  olmuş ve dünyada internet bağlantısı  olan her şeye ulaşabilir hale gelmiştir.
İki yıl içinde üst düzey Nanobotlar ve 3D yazıcılar geliştirirler. Ellerindeki teknolojiyle yaralılar, kronik hastalar, engelli insanlar gibi yardıma muhtaç pek çok kimseyi ücretsiz tedavi ederken bu insanların zihinlerini de PINN’e bağlayarak büyük bir insan grubuna hakim olmaya başlarlar. Geliştirdikleri üst düzey nanobotlar ise dünyanın dört bir tarafına yayılmıştır.
Evelyn, yaptıkları işin sonuçlarını idrak ettiğinde karşıt grup ile işbirliği yapar. Evelyn aracılığıyla Caster’la entegre olan yapay zekaya bir virüs sokarlar ve dünya internetini tamamen keserler. Dr. Will Caster ve Evelyn Caster hayatlarım kaybeder.

Film pek çok Hollywood filmi gibi bilimin baskınlığı ile başlayıp sıradan bir romantizm ile son buluyor. Anladığımız kadarıyla bazı yapay zeka çalışmacılarının hedeflerinden biri olan zihin- bilgisayar entegrasyonu; mümkün olacağım varsayarsak insana ölümsüzlük(?), mekandan ve zamandan bağımsız olma(?), sayısız veri ve fizyolojik yapımızdan çok daha yüksek bir güç kapasitesi vâdediyor. Bu vaadin savunucuları kendilerini transhümanistler olarak adlandınyorlar. Akımın en büyük temsilcilerinden olan fütürist yazar, bilgisayar mühendisi ve mucit Ray Kurzweil; kendi hayatını anlatan “Transcendent Man”(2009) adlı belgeselde yakın gelecekte insan zihninin buluta yükleneceği, GNR (genetik/nanoteknoloji/ robotik) teknolojileriyle insanın ve ölümün sınırlarının aşılacağını söylüyor. Transcendence filmini de özgün bir eser olmaktan çok, tasarımı ve içeriği itibariyle KurzıveiTin tahminlerinin bir ön izlemesi olarak nitelendirebiliriz.

Kimilerine göre ütopik kimilerine göre distopik olan tüm bu öngörülerin arasında ise hala cevapsız kalan bazı sorular var:
Zihin ve bilinç, elektrotlarla kaydedilebilen sinyaller döngüsünden mi ibarettir?
İnsanın yapay zeka entegrasyonu ile süreceği şeyin adına hayat denilebilir mi?
Transhümanizm, fizyolojik olarak inşam aştığımızda nasıl insan kalacağımızı açıklayabilir mi?
İnsan maruz kaldığı bilgi yığınının (veri) muhatabı olma aşamasından, nesnesi olma aşamasına mı evrilmektedir?

Seyir defterimizin bu bölümünde gördüğümüz gibi; yeni konular yeni sorulara, yeni sorular yeni düşüncelere kapı açıyor. O kapılardan geçme cesaretini gösterebildiğimiz ölçüde insan olmanın gerekliliğini yerine getireceğimize derinden inanıyoruz.

Yapay zeka, robotik, sibernetik tartışmalarının da eninde sonunda insanın değişmez sorularına çıktığı gerçeğini Dr. Will Caster şöyle itiraf ediyor:
“tnşa edilecek şey öylesine ûstiin bir zeka ki evrenin en esaslı sırlarını ortaya dökmemizi gerektirecek. Bilincin doğası nedir? Bir ruh mu vardır? Eğer varsa, tam olarak nerede ?

Kaynakça:
Transcendent Man (thoughtmaybe.com)
Doç. Dr. Ahmet Dağ Makineleşmeden Sibernetiğe Transhümanizm Nedir? – YouTube

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dört yahut beş yaşındaydım. Akrabamız İhsan Amca beni kucağına oturtmuştu. Diyarbakır’da, evimizin misafir odasında. Bana şu soruyu sordu: “Kalaşnikof mu, kalem mi?”. “Kalem” dedim. Dönüp babama şu cümleyi kurdu: “Hacı Ağabey, Taha Yusuf’u okula kaydedelim”. Böylece yaşım gelmeden o dönemki ana okuluna kaydoldum. Yıllardır arkadaşlarım arasında 20001i olmam meşhurdur.
Hayat hikâyemi anlatmak için bu köşeyi işgal etmiyorum. Fakat neyle, neden iştigal ettiğimi anlatmak için maceralara ihtiyacım var. Herkes kendi öyküsünü kurar. Allah bize öykümüzü kuracak imkân vermişse, bizi dünyada başka bir şeyi düşünecek vakte imkânın olmadığı dertlere dûçar etmediyse çene çalmaktan ziyâde amel etmek daha hayırlıdır.
Beş ablamla aynı odada kaldığım vakitler küçücük kare bir dolabım vardı, içine kitaplarım ve oyuncaklarımı nizamî bir şekilde dizerdim. Bu yaşa geldim halâ diziyorum nizamî bir şekilde kitaplarımı. Oyuncağım kalmadı artık. Oyuncak He kitap arasında bir fark ol
madığını anladım yâhut. Umarım bunlar benim için birer taş değildir zirâ: Taşlan Yemek Yasak.
Her zaman şunu söyledim: “Entelektüel bir amaçla iş yapacağıma gider keyfime bakanm”. Gördüğüm sorunlar hep zihnimi meşgul etti. Yolda yürürken beni iki hâlde görebilirsiniz: ya İlâhî okuyorumdur ya da hüzünlü bir şekilde yürüyorumdur. İkisi de aynı hâlin birer zuhuratı. Hiçbir zaman çocukluk hissinden kurtulamadım. Gördüğüm sorunlann sıkıştırdığı bir çocuk olarak kendime ve kardeşlerime nefes alacak bir alan açmalıydım. Bunun için çalıştım çalıştığım vakitler. Lise son sınıfta teorik fizik kitapla- n okuyup masa tenisi turnuvasında kaptanı olduğum takımın birinci olmasına vesile oldum. Tercih zamanı geldiğinde ise tıp fakültesini tercih ettim. Tercih ederken ne yaptığımı bilmiyordum. Hiçbir zaman bu tercihten pişman olmadım. İrâde denen şeye inanıyorsanız hayatınız boyunca yaptıklarınızı sorgularsınız. Allah her işte bize işaret verir. Biz işaret edilene vararak hikmeti buluruz. Bu yüzden hiçbir zaman şöyle bir cümle kurmadım:

“Tıp fakültesi benim yerim değilmiş”.
Bu büyük bir iddia oldu zirâ aslında bu cümleyi elbette kurdum. Tıp fakültesinin ikinci sınıfında okulu bırakmak fikri zihnimi o kadar meşgul etmişti ki en yakın arkadaşım durumun farkına vardı ve beni sabretmem için ikna etti. Halâ kendisine dua ederim. Zirâ o sabrımın vardığı yer psykhe-logia/ ilmü’n-nefs oldu. Yani demek istediğim odur ki imtihanlarım sonucunda şöyle bir cümle kurmadım: “Tıp fakültesi benim yerim değilmiş*. Yolumu ve yerimi o zamandan beri gözlüyorum ve hayret ediyorum.
Allah’ın bize tayin ettiği yoldan ve yerden başka bir yerimiz yoktur. Şeytan bize dört yönden yaklaşır. Bir karar verdiğimiz vakit bize diğer ihtimali süslü gösterir. “Ya mühendis olsaydım, ya teorik fizikçi olsaydım* şeklinde vesveseleri az duymadım. O mel’un, babamız Hz. Adem’e ve anamız Hz. Havva’ya da yaklaşmıştı. Şeytan, “Bima ağveytenî (Beni azdıran sensin)” dedi. Hz. Âdem ve Hz. Havva ise “Zaiemna enfüsena (Nefisimize zulmettik)” dedi. Yanlış tercih yapan

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu