Kültür-Sanat

Sanata Farklı Bir Bakış

Sanata Farklı Bir Bakış

Shahpuor Pouyan’ın sıra sıra dizili kubbelerini gördüğümüzde ,evet biz, kendimizi en iyi anlatanı seçtik, birbirimizinkini bulmaya çalıştık. Kendime seçtiğim kubbe bembeyaz, kusursuz görünen, aşağıdan yukan çıkaran tek bir merdivenle kesilmiş bir kubbeydi. Kendi idealistliğimi düşünerek ve o merdivenlerle kendimi özdeşleş­ilerek seçmiştim. Hiçbir kubbede merdiven görmemiştim ya, farklı gelmişti, farklı olmak isterdim zaten hep. Herkesin bunu istemesinden doğan bir çelişki vardır ki, neyse onu başka zaman konuşuruz.

Ona sorduğumda uzun bi’ düşünme evresinden sonra kahverengi, oldukça sade, uca doğru sivrilen, topraktan yapılma görünen kubbeyi seçtiğini söyledi. Sebebini sorduğumda, kubbenin mükemmel olmayan, pürüzlü bir malzemeden varolmasına rağmen oldukça düzgün olduğunu, bulunduğu mekanla bütünleşmiş olabileceğini, oraya “konmuş” değil de orada “varolmuş” ve organik olduğunu söyledi. “Çünkü o kubbe sadece vardı. Orada, kendi kendine vardı.” dedi içimden biri. İçten içe ikisinin de haklı olduğuna emin oldum ve sergiden ayrıldık.

Ghulam Mohammad’ın eserlerinde yaptığı şey, matbaa baskısı harfleri alıp onlan yeni bir kompozisyonda işlemekti. Uzaktan balağınızda “biri”nin gün batımı görüyorsunuz belki; fakat yaklaşbğınızda tüm eserin standartlaşmış harflerden meydana geldiğini fark ediyor sunuz. Oldukça kısıtlayan, özgürlüğü öldüren şeylerdir harfler, sözcükler ve hatta dilin kendisi. Aynı zamanda bize sonsuz kapı açan özgürleştiridler de onlardır. Gündüz Vassaf’ın dediği gibi: “Sözcükler toplam deneyimimizin küçücük bir bölümünü bulandınr, farklılaştırır, sınıflandırır ve en sonunda onu yeni baştan düzenler. Bu, durgun suya bîr taş atıp oluşan halkalar yüzünden suyu eskisi kadar açık seçik görememeye benzer. Bu bağlamda sözcük, taşın kendisidir”.

Ghulam’a dönecek olursak, sanatçı basılmış harfler kadar, belki de, “basmakalıp ürünlerdin ne kadar öznel ürünlere dönüşebileceğini gözler önüne sermişti. Elimize geçen şey ne kadar hazır, rafine olursa olsun onu “bizleştirmek” bizim elimizde.

Son olarak Wael Shavvky’nin okuduğunuz sayfalarda dolaşan kuklaları alınmasın; ama beni en çok etkileyen onun sözleri oldu: “Sanat kendi cehaletimizin peşinde koşmaktır”. Ne olacağını, nasıl olacağını hatta olup olmayacağını bile bilmeden yola çıktığını anlattı size bahsettiğim film kesitinde. Sanat da böyle olmalıymış ona göre. Hak vermeden ede­meyeceğim. Özellikle tasarım anlamında başladığım hiçbir şey tam olarak hayalimdeki gibi sonuçlanmıyor; fakat

tüm deneyim tam da bu yüzden zevkli, tam da bu yüzden heyecanlı değil mi? Hayatin kendisi de böyle aslında.Hiçbir şey bilmeden bir şeyler için çaba gösteriyoruz, belki ulaşamayacağız hiçbirine; ama zaten önemli olan o yol değil mi?

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu