Asya’daki ikinci büyük pazarı Pakistan yeni fırsatlar sunuyor.

ürk müteahhitlerinin üstlendikleri ürk müteahhitlerinin üstlendikleri 3.4 milyar dolarlık proje ile Asya .4 milyar dolarlık proje ile Asya ülkeleri arasında Afganistan’ın lkeleri arasında Afganistan’ın ardından ikinci büyük pazarı rdından ikinci büyük pazarı olan Pakistan, önemli fırsatlar lan Pakistan, önemli fırsatlar sunuyor. Türk firmalarının unuyor. Türk firmalarının Pakistan’da avantajlı olacağı akistan’da avantajlı olacağı düşünülen sektörlerin başında üşünülen sektörlerin başında inşaat sektörü yer alırken, teknik nşaat sektörü yer alırken, teknik müşavirlik şirketlerimiz de bu üşavirlik şirketlerimiz de bu ülkedeki faaliyetlerini artırmaya lkedeki faaliyetlerini artırmaya başladı. Müşavirlik ve müteahhitlik aşladı. Müşavirlik ve müteahhitlik firmalarımızın çalışmalarının irmalarımızın çalışmalarının inşaat malzemesi ihracatı için nşaat malzemesi ihracatı için de potansiyel yaratabileceği e potansiyel yaratabileceği öngörülüyor.

Başkent İslamabad’da bulunan ve sıra dışı mimarisiyle dikkat çeken Faysal Camii, dünyanın en büyük altıncı camisi olma özelliğini taşıyor. Caminin mimarının Vedat Dalokay olması da ülkemiz için ayrı bir gurur vesilesi.

Doğusunda Hindistan, güneyinde Hint Okyanusu, güneybatısında İran, kuzeybatısında Afganistan ile çevrili olan Güney Asya ülkesi Pakistan, ekonomik istikrarı yakalama yönündeki çabasını sürdürürken, Türk inşaat malzemesi ve müteahhitlik sektörü açısından da Asya’da önemli bir pazar konumunda bulunuyor. Dünyanın en kalabalık ülkeleri arasında 9’uncu sırada yer alan Pakistan ekonomisinin temeli tarım sektörüne dayanıyor. Ülkede gayri safi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 20’sini tarım sektörü oluştururken, başlıca tarım ürünleri; pamuk, buğday, pirinç, şeker kamışı ve mısır olarak sıralanıyor. Endüstriyel büyümede ise tekstil sektörü ağırlıklı rol üstleniyor. Pakistan ekonomisinin büyüme performansına dönemler itibarıyla bakıldığında, 1980’ler boyunca yıllık ortalama yüzde 6 olan oranın 90’ların ilk yarısında yüzde 5, ikinci yarısında ise yüzde 4 olarak gerçekleştiği görülüyor. Ekonominin ve ihracatın sadece pamuk-tekstil ve buğday üçlüsü olarak son derece dar bir tabana sıkışmış olması, ülke ekonomisini doğal olarak dış şoklara ve dalgalanmaların etkilerine açık ve “kırılgan” birhale getiriyor. Kamu açıkları ve dış açıklar gibi makroekonomik dengesizlikler de istikrarlı ve yüksek büyüme oranlarının önündeki en ciddi engeller olarak duruyor.

Pakistan ve IMF

Pakistan’ın kalkınma programlarının uygulanmasında, uluslararası finans kuruluşları önemli rol oynarken, IMF ile çeşitli anlaşmalar ve standby düzenlemeleri yapılıyor. IMF’in Pakistan’a sağladığı “stand-by” kredileri, likidite sıkışıklığına önemli bir rahatlama getiriyor. Pakistan uzun yıllardır iç siyasi ihtilaflara maruz kalan, yabancı yatırımları düşük düzeyde olan bir ülke olmasına rağmen, ülkenin önümüzdeki beş yıl içinde yakaladığı yüksek büyüme oranlarını istikrarlı bir biçimde devam ettireceği öngörülüyor.

TÜRK FİRMALARI ÜLKEDE 57 PROJE ÜSTLENDİ

Pakistan, Türk müteahhitleri için Asya ülkeleri arasında Afganistan’ın ardından ikinci büyük pazar olarak öne çıkıyor. Türk müteahhitlik firmaları Pakistan’da 1992 yılından 2018 Mart ayı sonuna kadar toplam tutarı 3.4 milyar dolar olan 57 proje üstlendi. Son dört yılda (2014-2017 dönemi) ülkede gerçekleştirilen Türk projelerinin tutarı ise toplam 830 milyon dolar oldu. Türk firmalarının Pakistan’da avantajlı bir konumda bulunacağı düşünülen sektörlerin başında ise inşaat sektörü geliyor. Teknik müşavirlik şirketlerimizin de son dönemde ülkedeki faaliyetlerini artırdıkları görülüyor. Müşavirlik ve müteahhitlik firmalarımızn çalışmalarının aynı zamanda Türk inşaat malzemesi ihracatı için önemli bir potansiyel yaratabileceği öngörülüyor. Firmalarımız, Pakistan’da bugüne kadar çeşitli altyapı ve üstyapı projeleri üstlenirken, bunlar arasında kentsel altyapı, konut ve idari binalar, sulama, limanlar, enerji hatları, çeşitli sanayi tesisi ve yol-köprü-tünel gibi ulaşım projeleri yer alıyor.

İslamabad’ın simgelerinden biri olan çiçek şeklindeki Pakistan Anıtı, hızla gelişen bir ülke olarak Pakistan’ın ilerleyişini simgeliyor. Anıtta bulunan dört taç yaprağı, Pakistan’ın dört büyük eyaletini, yani Belucistan, Pencap, Sind ve Hayber Peştunya’yı temsil ediyor.

TOPLU KONUT ALANINDA BÜYÜK AÇIK VAR

Öte yandan ülkede, toplu konut projeleri açısından büyük bir açık olduğu biliniyor. Son dönemde Pakistan’da inşaat-müteahhitlik alanında pazarın hareketlendiği gözlenirken, Türk firmalarından da ülkede ihaleye çıkan projelere teklif veren firmalar bulunuyor.

Pakistan’da üstlenilmiş olan bazı büyük bedelli projeler; Ormara Askeri Liman Projesi (STFA), ICB 3B İnşası (LİMAK), Hub-Uthal yolu projesi (LİMAK), Lahore Çevre Yolu Projesi (STFA), Pehur Ana Kanal ve Tünel İnşası (STFA) olarak sıralanıyor. Türk müteahhitleri, uluslararası müteahhitlik sektörünün önde gelen yayınlarından “Engineering News Record” Dergisi tarafından yayımlanan “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi Listesi”nde, 9 yıldır Çin’in ardından dünya ikinciliğini koruyor. Pakistan pazarında, Çin ile Hindistan firmalarının etkinliği söz konusu iken özellikle komşu Çin’in coğrafi gücünün yanı sıra fiyat ve finansman avantajı ile de pazarda hakim konumda olduğu gözleniyor.

Ayrıca Çin ile mevcut yakın politik ilişkileri nedeniyle Çin malları da ülkede çok yaygın olarak kullanılıyor ve bu durum rekabet ortamını olumsuz yönde etkiliyor. Çin’in Pakistan ekonomisindeki yerinin günden güne arttığı değerlendiriliyor.

GÖZLER “KUŞAK VE YOL PROJESİ”NDE…

Pakistan’da devlet yatırımının mali sıkıntılar dolayısı ile mümkün olamadığı, özel sektör yatırım projelerinin finansmanına yönelik de sorunların bulunduğu biliniyor. Ancak Çin’in 2013 yılında açıkladığı “Tek Kuşak, Tek Yol” (One Belt One Road- OBOR), şimdiki adıyla ise “Kuşak ve Yol Projesi” bu noktada ülke için yeni bir açılım oluşturdu. Asya – Avrupa hattındaki önemli ekonomiler arasında bir ulaştırma altyapısı, ticaret ve yatırım bağlantısı kurmayı amaçlayan proje kapsamında Pakistan’da Çin destekli çok sayıda proje yürütülmeye başlandı. Bunlar arasında öne çıkan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun, Kaşgar’dan başlayıp 3 bin kilometreden fazla yol kat ederek Gvadar Limanı’na ulaşılması planlanıyor. Yaklaşık 300 milyar dolar milli gelire sahip Pakistan’a, bu koridor için 60 milyar dolar gibi önemli bir ölçekte yatırım imkanı doğuyor. Bu proje Türk yurt dışı müteahhitlik sektörü için de önemli imkanları barındırmakta olup firmalarımızın değer yaratan bir ortak olabileceği vurgulanıyor.

TÜRKİYE İLE TİCARİ İLİŞKİLER

Türkiye’nin Pakistan ile dış ticareti yıllara göre farklılık gösteriyor. Pakistan ile ticarette sürekli Türkiye’nin aleyhine bir dış ticaret açığı söz konusu. İki ülke arasında ticaret hacmi 2011 yılında 1.1 milyar dolar ile en yüksek rakama ulaşırken, 2012’de ise 831 milyon dolara geriledi. 2000 yılına kadar zaman zaman lehimize seyreden ikili ticaret 2000 yılından itibaren aleyhimize döndü. 2015 yılı verilerine bakıldığında, Türkiye Pakistan’a yaklaşık 21.4 milyon dolar dış ticaret açığı veriyor. Türkiye ile Pakistan arasındaki mevcut dış ticaret hacmi her iki ülkenin potansiyelini yansıtmaktan çok uzak. Türkiye’nin Pakistan’a ihracatında haberleşme cihazları, kamera, radar, makine ve teçhizat gibi ürünler gelirken; Pakistan’dan en çok ithal edilen ürünler arasında tekstil elyafı, plastik, pamuk, polyester ve giyim eşyaları bulunuyor.

Temel ekonomik göstergeler

Başkent: İSLAMABAD

Nüfus: 199 MİLYON 319 BİN 620

Yüzölçümü: 796 BİN 95 KM2

Yönetim biçimi: FEDERAL PARLAMENTER CUMHURİYET

Resmi dili: URDUCA

Kişi başına GSYİH: 5 BİN 403 $

GSYİH: 271 MİLYAR $ Büyüme oranı:

 

 

 

 Dünyada ticaret Çin ile ABD  ticaret savaş

Dünyada ticaret savaşı küresel büyümeyi etkileyecek

Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşının ve birbirlerine uyguladıkları tarifelerin, kısa vadede finansal piyasalar ve iş dünyası güvenini etkileyerek küresel ekonomiye zarar verebileceği, küresel büyüme üzerinde de baskı oluşabileceği öngörülüyor.

2008 küresel finans krizinden bu yana, başta ABD ve Fransa olmak üzere, G7 ülkelerinin bir kısmının ticari korumacılığı savunduğu, kısmen tehditler savurduğu; Almanya, Japonya, Kanada, İngiltere’nin ise gerek Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırılık, gerekse de küresel ticarete olumsuz yönde etkileriyle, ABD ve Fransa’nın tutumunu eleştirdiğini gözlemledik. O dönemde, Başkan Obama bu tartışmaları bir süre sonra sonlandırırken, Fransa’da bu tartışmaların sona ermesi için Sarkozy’nin Holland’a karşı seçimleri kaybetmesi gerekiyordu. Bu noktada, ticaret savaşları ve bu konuyla bağlantılı kur savaşları konusu, G7 ve G20 toplantılarında bir süre, uzak durulması gereken, ülkelerin asla tenezzül etmediklerini iddia ettiği bir konu olarak yürüdü. Ancak, aday olduğu günden itibaren, öncelikle Çin ve Meksika mallarına karşı savaş başlatacağını söyleyen ABD Başkanı Trump, resmen göreve başlamasından bir yıl sonra, 9 Mart’ta ithal çelik ve alüminyuma sırasıyla yüzde 25 ve yüzde 10 gümrük tarifesi uygulanacağını açıklayarak, ticaret savaşının fitilini ateşledi. ABD, Çin ve haksızlığa uğrayacak şekilde Türkiye gibi ülkelere hemen başlarken, Kanada ve Meksika, Avrupa Birliği (AB), Avustralya, Arjantin, Brezilya ve Güney Kore’ye 1 Haziran’a kadar geçici muafiyet tanıdı. AB, ABD’nin gümrük vergilerinden muaf tutulması gerektiği çağrısında bulunmasına rağmen sonuç alamadı. AB bunun üzerine, ABD’nin ithal çelik ve alüminyuma yönelik uygulamayı planladığı ilave gümrük vergilerine karşı yüzde 25 gümrük vergisi uygulamayı planladığı toplam 10 sayfalık ürün listesi hazırladı. Aralarında mısır, barbunya, pirinç, mısır gevreği, fıstık ezmesi, yaban mersini, portakal suyu, viski, puro, sigara, tütün, ruj, kot pantolon, nevresim, ayakkabı, lavabo, merdiven, vantilatör, motosiklet, yat, tekne, tüp ve çelik gibi yüzlerce farklı ürün bulunan listeyle AB, ABD’yi kararından vazgeçirmeye çalıştı ama başaramadı. Bu nedenle, ABD’nin ithal çelik ve alüminyuma ilave gümrük vergileri uygulamaya başlamasına karşı ticari misillemenin 22 Haziran Cuma günü başlatılması kararı aldı. AB bu adımı atarken, söz konusu dengeleyici gümrük vergilerinin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarıyla tamamen uyumlu olduğu, AB’nin ilk aşamada ABD ürünlerine 2.8 milyar avroluk bir ilave gümrük vergisi getireceği, 3.6 milyar avroluk diğer kısım hakkında ise kararın ileride alınacağını söylemekten de geri kalmadı. ÇİN – ABD GERGİNLİĞİNDEN JAPONYA DA ENDİŞELİ ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı ise sürekli tırmanmakta. Küresel piyasaların Atlantik ile Pasifik arasındaki ticaret savaşının küresel büyüme ve ticaret üzerindeki olumsuz etkisine dair endişeleri de artıyor. ABD’nin, önceki hafta sonuna doğru Çin’e 50 milyar dolarlık ek gümrük vergisi getireceğini açıklamasının ardından Çin’in aynı oranda misilleme yapmasıyla artan endişeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 200 milyar dolarlık daha gümrük vergisi getirilmesinin direktifini vermesiyle birlikte, yeni bir şamaya geçti. Türkiye’nin köklü haber ajansı Anadolu Ajansı’na konuşan Capital Economics Küresel Ekonomisti Simon MacAdam, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşına ilişkin risklerin arttığını belirterek, ABD ve Çin arasındaki misillemenin küresel ekonomide daha olumsuz sonuçlara neden olabileceğini de işaret etti. En olası sonuçlardan bir tanesinin tarifelerin azaltılması konusunda bir anlaşmaya varılması olabileceğine işaret eden MacAdam, gümrük tarifesi uygulanacak ürünleri genişletmenin ABD için daha zor olacağını vurgulamakta. MacAdam, Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşının ve birbirlerine uyguladıkları tarifelerin, kısa vadede finansal piyasalar ve iş dünyası güvenini etkileyerek küresel ekonomiye zarar verebileceğini, küresel büyüme üzerinde de baskı oluşabileceğini ifade etti. Nitekim, Japonya Merkez Bankası (BOJ) Başkanı Haruhiko Kuroda, ticaret anlaşmazlığının Asya Bölgesi’nin tedarik zincirini etkileyebileceğini ifade ederek, ABD Çin ticaret anlaşmazlığının Japonya için büyük bir endişe haline dönüştüğünü, yükselişe geçen ticaret anlaşmazlığının feshedilmesini samimiyetle umut ettiğini belirtti. Ticaret savaşlarının küresel resesyona da yol açabileceğine dikkaMAKRO-NOMİ ti çeken Simon MacAdam ise, Başkan Trump tehditlerine devam etse de diğer ülkelerin aynı derecede misilleme yapmayacağını öngörmekte. UBS Group AG, 50 milyar dolarlık Çin malına gelecek ilk tur verginin Çin’in ekonomik büyümesi üzerinde ilk yıl 0.1, ek olarak 100 milyar doların 0.3 – 0.5 yüzde puan; Deutsche Bank AG, 250 milyar dolarlık paketin ilk bir yılda 0.2 – 0.3 yüzde puan, Oxford Economics Ltd. 2019 – 2020’de 0.3 yüzde puan; Bloomberg Economics’ten Tom Orlik ve Fielding Chen ise 0.5 yüzde puan negatif etkisi olabileceğini düşünmekteler. DTÖ DE TEHDİT ALTINDA Ortada, ABD’nin Genişletilmiş Ticaret ve Tarifeler Anlaşması ve Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) varlığını, felsefesini sorgulatır ölçüde, DTÖ anlaşması 21. maddeyi ciddi manada istismar ettiği, bir üye ülkenin ulusal güvenliği adına tedbir alma hakkının bu derece agresif ve istismar edici boyutta yorumlandığı bir tablo söz konusu. Üstelik, aynı ABD, DTÖ’nün tarafsızlığını yitirdiği iddiasıyla, yaklaşık 1.5 senedir uluslararası kuruma atamaları da tıkadığından, ABD’nin DTÖ kurallarını ihlal ettiği, istismar ettiği noktasında diğer ülkelerin DTÖ Panel ve Temyiz Organı nezdinde, ABD aleyhine başvuruda bulunmalarının önü de, yine ABD tarafından tıkanmış durumda. ABD’nin bu vahşi tutumu ve diğer ülkelerin kendilerini koruma refleksiyle, DTÖ anlaşmalarını, küresel ticareti serbestleştirmeye yönelik adımlar bu derece sorgulanır hale gelirse, bir süre DTÖ’nün varlığı da tehdit altında kalabilir. ABD’nin çelik ve alüminyuma getirdiği ek vergi uygulamasına misillime olarak, Avrupa Birliği’nin (AB) de bazı ABD menşeli mallara ek gümrük vergisi uygulamasını hayata geçirmesi, Başkan Trump’ı yeni bir adım atmaya yönlendirmiş gözüküyor. Yani, Atlantik’in iki yakası arasındaki ticaret savaşı gerginliği de tırmanmakta. Trump, başkan olduğu dönemden beri hayli tercih ettiği bir iletişim aracı olarak, doğrudan AB’yi hedef alarak attığı tweette, AB’nin ABD mallarına ek gümrük vergileri ve engelleri yakın zamanda kaldırılmazsa, ABD’ye gelen tüm AB menşeli otomobillere yüzde 20 ek vergi uygulamasına geçeceklerini, AB’nin kendi otomobillerini ABD’de üretmesi çağrısında bulunduğunu belirtti. ABD, şu anda AB’den ithal edilen otomobillere yüzde 2,5, kamyonetlere ise yüzde 25 gümrük vergisi uyguluyor. AB ise ABD’den ithal edilen otomobillere yüzde 10 vergi uygulamakta.

Prof. Dr. Kerem Alkin