Faydalı Bilgiler

Bizde ve Dünyada Dondurma’nın Tarihi

Dünden Buğüne Bizde ve Dünyada Dondurma

Dondurmam kaymak…Dondurmam kaymak….

 

Dondurmacı sütlü, çikolatalı, meyveli dondurmaların bulunduğu kaplardan birinin kapağını açar külaha bir iki kaşık dondurma koyduktan sonra -kabın ısısının kaçmasını önlemek için- biraz da aceleyle pirinç kapağı kapardı. Diğer kapları da aynı şekilde açıp kapayarak külahı dolduran dondurmacı, kaşığa yapışık kalan dondurmayı havada birkaç kez döndürmeden müşterisinin eline tutuşturmazdı. Etrafında başka alıcı kalmamışsa yeni müşteriler çekebilmek için bir dondurma manisi okurdu.”

Eskiden sadece yaz mevsiminin, bugünse her mevsimin vazgeçilmezi olan dondurma dünyanın en sevilen lezzetlerinden biri. Özellikle yaz sıcaklarında insanı kendinden geçirecek buz gibi bir dondurmaya kim hayır diyebilir ki?

Dondurmayla ilgili tatlı hatıraları olmayan yoktur. Annemizin, babamızın ev ihtiyaçları için verdiği paradan güç bela ayırarak küçük küçük biriktirdiği, harçlıklar sayesinde az mı dondurma keyfi yapardık? Konu komşu toplanıp annemiz “Haydi git, bize yarım kilo dondurma al. Sade ve çikolatalı olsun. Çikolatası bol olsun, unutma!” diye tembihleyerek elimize tutuşturduğu parayla sokağın kaldırımlarında koşarken nasıl da sevinç duyardık! Ağzımızın her tarafı çikolata oluncaya, boğazımız soğuktan donuncaya, annemiz bize kızmaktan bir hal oluncaya kadar yerdik de gene bıkmazdık dondurmadan. 70’li ve 80’li yıllarda sokakta oyun oynayan çocukların mutlaka hatırlayacağı, bugünkü çubuk dondurmaların atası sayılan “sütsal” dondurmalarını unutmak mümkün müdür? İsmi “sütlü sahlep” kelimelerinin ilk hecelerinden geldiği kuvvetle muhtemel olan bu ilginç yiyecekler o yıllarda şimdiki gibi hazır dondurma kültürü gelişmemiş olduğundan çoğu insan tarafından rağbet görürdü. Sütsallar aslında içine meyve aroması zerk edilmiş ve dış yüzeyi renklendirilmiş buz parçalarından ibaretti. Ucu kesik koni şeklinde hazırlanan sütsalların dibinde de tutmak için bir tahta parçası olurdu.

Birbirlerine yapışmamaları için özel ambalaj kâğıtlarının içinde olurlardı. Limonlu, portakallı, vişneli, çikolatalı ve sade/kaymaklı olmak üzere beş çeşitdi. Satıcı “Süüüüüt-saaaaal!” diye bağırırdı. Yine o yılları hatırlayanlar piknik yerlerinde yedikleri Eskimo (Antep dondurmaları) tadını dün gibi hatırlar. Dondurma, köyde yaşayan çocuk için ilçeye gitmenin en zevkli tarafıydı. O çocuklar bilirdi ki o gün ilçede dondurma yenecek, keyif yapılacaktı.

Dondurma demek yaz tatili demekti. Çünkü o zamanlar marketlerde satılan hazır dondurmalardan yoktu. Mahallemizin dondurmacısı, üzerinde iki ya da üç ayrı çeşit dondurma olan el arabasını sürer, “Dondurmaaa, dondurmacı geldiii, dondurmam kaymak!” diye daha sokağın başından bağırmaya başlardı. Çocukluğumuzun en güzeL günleri dondurmacının peşinden koşarak geçti. Hikmet Kurter’in öyküsünde anlattığı gibi bembeyaz önlüklü dondurmacının ite ite getirdiği dört tekerlekli, üstü tenteli arabasının içindeki pirinç kapaklı kaplarda çeşit çeşit birbirinden leziz, birbirinden nefis dondurmalar bulunurdu. Parlak pirinç kapakların uçlarında ay-yıldız biçiminde bir süs, ortalarında bir boğum, boğumların üzerinde de mavi bir nazar boncuğu asılı olurdu.

Dondurmacı sütlü, çikolatalı, meyveli dondurmaların bulunduğu kaplardan birinin kapağını açar külaha bir iki kaşık dondurma koyduktan sonra -kabın ısısının kaçmasını önlemek için- biraz da aceleyle pirinç kapağı kapardı. Diğer kapları da aynı şekilde açıp kapayarak külahı dolduran dondurmacı, kaşığa yapışık kalan dondurmayı havada birkaç kez döndürmeden müşterisinin eline tutuşturmazdı. Etrafında başka alıcı kalmamışsa yeni müşteriler çekebilmek için bir dondurma manisi okurdu.On beş yıl kadar önce çikolatalısı ve sütlüsünü bildiğimiz dondurmanın şimdilerde tabiri yerindeyse bin türlüsü üretiliyor. Peki, siz severek tükettiğiniz dondurmanın nasıl ortaya çıktığını ve bu zamana ulaştığını biliyor musunuz?

Roma imparatoru Neron’dan Çinliler, Hintliler ve Persler’e kadar uzanan mitolojik bir öyküsü bulunan dondurmanın 17. yüzyılda Avrupa’da, 19. yüzyıl boyunca da Londra, Paris ve New York gibi kentlerde yaygınlaşmaya başladığı biliniyor. Anadolu’da ise yüzyıllar öncesinden gelen kar veya buzla yapılmış şerbet içme geleneği vardı. 13. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun ilk zamanlarından beri buz, yüksek Anadolu düzlüklerinden toplanıp buz mahzenlerinde depolanırdı. Kar Anadolu’dan diğer bölgelere katırlarla nakledilir ve konsantre üzüm suları ile karıştırılıp dondurma benzeri buzdan tatlılar elde edilirdi. Anadolu’da buzun üzerine pekmez veya vişne şurubu dökerek buzlu tatlılar hazırlayan halkın yanında Osmanlı sarayı da dondurmayla tanışır. Dondurma, Osmanlı kültürüne saraylarda verilen yemek ziyafetleri aracılığı ile girer. Başlangıçta belli kitlelerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tanınmış lokanta ve otellerde imal edilen dondurma daha sonra sokaklara ve dükkânlara yayılır.

Teknolojinin sınır tanımadığı, modern tesislerde üretilen envai çeşit dondurmanın soğutucularda teşhir edildiği günümüzde hiçbir dondurma sokağımızdan geçen dondurmacıdan alınan o bir külah dondurma kadar tat vermiyor. Şimdilerde öyle sokaklardan dondurmacılar geçtiği yok, hatta dondurmacı dükkânları da pek yok. Şimdi meşhur dondurmacılar var, zengin dondurma çeşitleri arasında heyecan duymadan bakıyorsunuz tezgâhtarın gösterdiği kaplara. Yoksul sokağımızın coşkulu sevinç çığlıkları arasında hatırladığımız dondurmacı bugün modern kepi, markalı üniformasıyla bize ne kadar bol alternatif sunsa da buruk bir tat bırakıyor damaklarımızda eski günleri yad ederek…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu